
Matt Groening'in ünlü çizgi dizisi 'Simpson Ailesi', 20. yaşını beyazperdede, seyircileriyle birlikte kutluyor. Aykırı ailenin uzun metrajlı sinema macerasında çevreci mesajlar peşinde koşuluyor.
Bir yanda Al Bundy, bir yanda Homer Simpson... Amerikan aile düzenini ve güzelim baba figürünü yıllardır bozup bozup duruyorlar. Sonra meseleyi toparlamak ve aileyi yeniden ayağa kaldırmak, 'Dünyalar Savaşı' gibi filmlerde Tom Cruise gibi aktörlere kalıyor.
1987'de 'Tracey Ullman Show' adlı programın bir parçası olarak hafiften boy gösteren 'The Simpsons', giderek büyüdü, bağımsızlığını kazandı ve geride 400 kadar bölüm bıraktı. Şimdi de yaratıcısı Matt Groening önderliğinde, 20. yaşını uzun metrajlı bir çizgi filmle kutluyor. 'Simpsonlar: Sinema Filmi' (The Simpsons: Movie) adıyla gösterime girecek olan bu çalışmada, çizgi dizinin bütün karakterleri, modern bir meseleyle karşımızda.
Mesele ne derseniz, açalım: Ailenin yaşadığı Springfield, bir çevre felaketiyle karşı karşıyadır. Alınan bütün önlemlere karşın adamın biri (bilin bakalım kim?), son noktayı koyar ve şehri pisliğe boğar. Çözüm ise, EPA adlı kuruluşun CEO'su Russ Cargill'den gelir; şehri önce bir fanusun içinde almak, sonra da uygun bir zamanda yok etmek... Homer'lar, bu kâbus dolu uygulamadan ailenin minik üyesi Maggie'nin sayesinde kaçıp Alaska'ya yerleşseler de, gönülleri Springfield'in yok edilmesini izin vermez. Her Amerikan ailesi gibi çözümü kendi asil kanlarında bulurlar ve Cargill'e karşı mücadeleye girişirler.
Simpsonlar, bir yanıyla piknikte mangal yaparken yangın çıkaran Türk ailelerine de benziyor, dolayısıyla aslında bu dizi, o çok eskiden beri dillendirilen Türkiye'nin 'Küçük Amerika' olduğu tezini de bir yanıyla destekliyor. Ayrıca bu aile, Leman çizeri Mehmet Çağçağ'ın 'Kozalaklar'ını da andırıyor. Ama yine de ait olduğu gerçek coğrafya Amerika. Uzun metrajlı deneme de hem Amerika'nın, hem de günümüz dünyasının kimi gerçeklerinin altını çizmeyi (tıpkı çizgi dizide olduğu gibi) sürdürüyor.
Filmde çevre felaketi ön planda ama hep bu konuya el atan roçkçı'lar, İrlanda denince akla ilk olarak Bono'nun gelmesi, Arnold Schwarzenegger'in valiliği ve CEO'ların her durumda 'çözüm üreten' yapısı, filmin ilk elde altı çizilmesi gereken yanları. İşin ailevi boyutuna gelince; Simpsonlar tamam yapıyı bozuyorlar ama yine de sonuç itibarıyla klasik normlardan kaçamıyorlar. Homer, her ne kadar işe yaramaz biri olduğuna kendisini ve çevresini inandırsa da, gün geliyor ki kendisini kanıtlama fırsatı buluyor. Üstelik koca Springfield'in kurtuluşu ona ve yaramaz Bart'a kalıyor. Dolayısıyla, Groening'in bu karakterlerini klasik kahraman motifiyle dalga geçmek boyutunda mı, yoksa bu motife alttan alta katkıda bulunuyor türünde bir önermeyle mi ele alacağız, doğrusu bilemedim. Ama yine de bir Simpsonsever olarak, bırakalım bu kez de onlar kahramanlığa soyunsun derim... Kimbilir, belki de eşinden yeni ayrılan ve aile düzeni bozulan Matt Groening'in acısını böyle paylaşabiliriz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder