
Birkaç saat önce tanıştığı kadına, "Gerçeklerle yüzleş artık" diyen bir dedektif. Ya da onca beladan sonra ambulansta yatan dedektife, "Tatile nereye gideceksin?"' diye soran kadın (ki öngösterimde yanımda oturan eleştirmen arkadaşım Şenay Aydemir, filmin bu sahnesinde dedektifi canlandıran Mehmet Günsür adına "Kaş'a, arkadaşların yazlığı var da" cevabını verdi). Tamam, kabul bazı filmler kötüdür, hatta çok kötüdür ama izlerken tuhaf bir zevk alabilirsiniz. "Bu kadar kötü nasıl yapmışlar, bu kadar pespayelik nasıl bir araya gelmiş?" diye. Ama 'Dehşet Gecesi' (Fall Down Dead), hiçbir anında böylesi bir hizmet sunmuyor. Konu, oyunculuklar, tiplemeler, diyaloglar, reji; her şey ama her şey çok kötü ve böylesine bir filme dayanmak kimsenin harcı değil.
'Lolita'lıktan sonra bu kadar 'dehşet' bir filme düşen Dominique Swain'e mi acırsınız, yoksa en son Adana'daki feodal aile yapısı içinde modernizmden örnekler sunan Mustafa Aslanbaş'tan ('Beyaz Gelincik'ten bahsediyorum) İtalyan kökenli dedektife dönüşen Mehmet Günsür'e mi; bilemedim. Ama asıl kötü piyango anlaşılan David Carradine'a çıkmış. 'Kill Bill'de façayı düzelten 'Çekirge', bir kez daha küme düşüyor. Udo Kier de 'The Picasso Killer' diye uyduruk seri katilde (ki 'Fırçadeşen Jack' deselermiş daha uygun düşermiş), 'seri katil antolojisi'nin en şaçma sapan karakterine hayat veriyor.
Ayrıca, yönetmen koltuğunda oturan isim Tamer Karadağlı ve Deniz Akkaya'nın da rol aldığı 'Ölümle Dans'ın (Living&Dying) da yönetmeni John Keeyes'miş, ne yazık ki öngösterime gittiğimde ben bu bilgiden yoksundum. Kısacası eskaza salona yollanırsanız, Allah yardımcınız olsun derim.
1 yorum:
filmi izlemedim ama kötü olduğunu hiç sanmıyorum zaten mehmet günsurun oynadığı bir film nasıl kötü olabilir onu çoooook seviyorum
Yorum Gönder